
Minimalizm, Işık ve Arazi Sanatı: Sanat Galeriden Taşınca
Bir kutunun, bir floresan lambanın ya da bir gölün kıyısına dizilmiş taşların sanat eseri olabildiği bir dönemle bir gün geçirmeye ne dersiniz?
Öne Çıkan Program
Bir kutunun, bir floresan lambanın ya da bir gölün kıyısına dizilmiş taşların sanat eseri olabildiği bir dönemle bir gün geçirmeye ne dersiniz?
Öne Çıkan Program
Son 3 yerHer roman, yaşamı ve zihni yeniden kuran bir düşünme alanı açar. Dil, ritim, kurgu, anlatıcı, boşluklar, tekrarlar ve sessizlikler; yazarın estetik tercihleriyle bir araya gelerek metnin görünmeyen yapısını oluşturur.
Öne Çıkan Program
Doğu Roma’nın ihtişamından Osmanlı’nın konak hayatına kadar İstanbul, her köşesinde farklı bir hikâye saklıyor. Peki, her gün içinden geçtiğimiz bu şehrin geçmişini ve katmanlı hafızasını ne kadar tanıyoruz?
Öne Çıkan Program
Sanat tarihinin en etkileyici yapıtlarını, sanatçıların dünyasını ve eserlerin ardındaki hikâyeleri Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün ile keşfedin.
Öne Çıkan Program
Bu dönemde kitap kulübümüzde; ekoloji, göç, hafıza, bekleyiş ve çağdaş insanın kırılganlığı üzerine düşünüyoruz.
Derinlemesine

Bir kutunun, bir floresan lambanın ya da bir gölün kıyısına dizilmiş taşların sanat eseri olabildiği bir dönemle bir gün geçirmeye ne dersiniz?

Her roman, yaşamı ve zihni yeniden kuran bir düşünme alanı açar. Dil, ritim, kurgu, anlatıcı, boşluklar, tekrarlar ve sessizlikler; yazarın estetik tercihleriyle bir araya gelerek metnin görünmeyen yapısını oluşturur.

Doğu Roma’nın ihtişamından Osmanlı’nın konak hayatına kadar İstanbul, her köşesinde farklı bir hikâye saklıyor. Peki, her gün içinden geçtiğimiz bu şehrin geçmişini ve katmanlı hafızasını ne kadar tanıyoruz?

Bir tabloya baktığımızda gördüğümüz kompozisyon, çoğu zaman sanatçının zihnindeki ilk fikir değil; yalnızca son kararıdır. Sanat tarihi boyunca ustalar; ekonomik yoksunluklar, kompozisyonel kararsızlıklar ya da sansür kaygıları nedeniyle eski tuvallerini yeniden kullandı; kimi zaman tamamlanmış portrelerin, kimi zaman ise yarım kalan figürlerin üzerini boyayla örttü. Picasso’nun The Old Guitarist tablosunun arkasında gizlenen anne ve çocuk figüründen Rembrandt’ın paneli ters çevirerek kapattığı gizemli portreye, Degas’nın sildiği model yüzüne kadar uzanan bu yapıtlarda amaç yalnızca boyayı örtmek değildi. Zaman, yaratım sancısı, vazgeçiş ve saklama arzusu gibi insani refleksleri pigment katmanlarında barındıran bu tuvaller, modern X-ışını ve tarama teknolojileri sayesinde birer görsel arkeoloji alanına dönüşür.

Çağdaş mimarlığın en özgün figürlerinden Tadao Ando, süslemelerden bütünüyle arınmış brüt betonu soğuk bir kütle olmaktan çıkarıp doğayla doğrudan diyalog kuran tinsel bir yüzeye dönüştürdü. Osaka’daki Church of the Light’ın beton duvarına açılan haç biçimli yarıktan Naoshima’da peyzajı korumak adına toprağın altına gömülen Chichu Art Museum’a, Paris’teki tarihi kubbenin içine yerleşen Bourse de Commerce silindirine kadar uzanan yapılarda Ando’nun amacı yalnızca anıtsal formlar üretmek değildi. Işık, gölge, rüzgâr ve sessizlik gibi unsurları mimarinin merkezine yerleştiren bu yapılar, insanı dış dünyanın gürültüsünden kopararak kendi içsel dinginliğiyle baş başa bırakan meditatif alanlar kurgular. Ando’nun elinde bir yapı, yalnızca içinde bulunulan bir mekân değil; ışığın ve sessizliğin somutlaştığı bir düşünme alanıdır.

Ev dediğimiz şey gerçekten bir mekân mı, yoksa yanımızda taşıdığımız bir hafıza mı? Güney Koreli sanatçı Do Ho Suh, mimariyi yalnızca içinde yaşadığımız fiziksel bir alan olarak ele almıyor. Onun eserlerinde ev; çocukluk, göç, aidiyet ve hatıralarla birlikte şekillenen kişisel bir hafızaya dönüşüyor. Kumaştan yeniden ürettiği evler, merdivenler ve iç mekânlar; gerçek mimariyi neredeyse hayaletimsi bir biçimde görünür kılıyor. Bir yerden ayrıldığımızda, orada bıraktığımız şey gerçekten geride mi kalır? Belki de Do Ho Suh’un eserlerinde ev, dört duvardan çok daha fazlası: hafızanın taşıyabildiği bir mekân.

Bir metni okumak ve onu gözlerimizin önünde görmek arasında büyük bir fark var. yüzyılın en etkileyici illüstratörlerinden Gustave Doré, İncil anlatılarını yalnızca resimlemedi; onları dramatik ışık, güçlü kontrastlar ve anıtsal kompozisyonlarla yeniden yorumladı. Âdem ve Havva’nın yaratılışından Aden Bahçesi’nden kovuluşa, Nuh Tufanı’ndan Babil Kulesi’ne kadar uzanan sahnelerde Doré’nin amacı yalnızca hikâyeyi göstermek değildi. İnsan, doğa, inanç, günah, yıkım ve kurtuluş gibi evrensel temaları görsel bir dile dönüştüren bu gravürler, yayımlandıkları dönemden itibaren İncil’in zihnimizde canlanan imgelerini de şekillendirdi. Bir metin, bir sanatçının gözünden geçtiğinde yalnızca okunmaz; yeniden görülür.

Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün ile Sanat Eserlerinin Hikâyeleri: Gustave Courbet ile Toplumsal Gerçekçiliğe Bakış Bir sanat eserini yalnızca gördüğümüz haliyle değil, onu ortaya çıkaran tarihsel, toplumsal ve kültürel dünya ile birlikte okumaya davetlisiniz. Bu buluşmada Gustave Courbet ve Realizm üzerinden 19. yüzyıl Paris’inin kültür-sanat ortamına; gündelik yaşamın, emeğin ve toplumsal gerçekliğin sanata nasıl taşındığına bakacağız. Taş Kırıcılar gibi önemli eserler üzerinden Courbet’nin sanat anlayışını ve akademiye karşı geliştirdiği yaklaşımı birlikte değerlendireceğiz. 22 Ekim 2026 · 11.00–13.00 Narmanlı Apartmanı Sanat eserlerinin ardındaki hikâyeleri birlikte keşfetmek için buluşalım.

Bir kütüphane, nasıl olup da bir bilimkurgu filminden çıkmış gibi görünebilir? San Diego’daki UC San Diego kampüsünde yükselen Geisel Library, William L. Pereira’nın mimarlık anlayışının en dikkat çekici örneklerinden biri. 1970 yılında tamamlanan yapı; dev beton ayakları, geniş cam yüzeyleri ve gökyüzüne doğru yükselen geometrisiyle Brutalizm ve fütürizmin sınırında duruyor. Yapının beton taşıyıcıları, kitaplarla dolu kütleyi taşıyan dev elleri andırıyor. Böylece Pereira, kütüphanenin temel işlevini — bilgiyi taşımayı — doğrudan mimari forma dönüştürüyor. Geisel Library bugün yalnızca kitapların bulunduğu bir yapı değil; bilginin, araştırmanın ve öğrenmenin mimari bir simgesi olarak varlığını sürdürüyor. Bazen bir yapıyı anlamanın yolu, neye benzediğinden çok neyi anlatmak istediğine bakmaktan geçiyor.

Sanat tarihinin en büyük gizemlerinden biri: Bir daha bulunamayan eserler. Johannes Vermeer’in The Concert’ından Rembrandt’ın The Storm on the Sea of Galilee’sine; Van Gogh ve Caravaggio’nun kayıp yapıtlarına uzanan bu hikâyeler, sanat tarihinin hâlâ çözülememiş en büyük bilmeceleri arasında yer alıyor. Çalınan, kaybolan ve bir daha gün yüzüne çıkmayan bu eserlerin her biri, geride yalnızca boş bir çerçeve değil; cevaplanmayı bekleyen sorular bıraktı. Peki sizce bugün hâlâ bir yerlerde saklanan hangi eser, yeniden ortaya çıkmayı bekliyor?

İstanbul’u bu kez kitapların ve hatıraların izinden keşfediyoruz. 📚 Turan Farajova yürütücülüğündeki Tarih Okuma Atölyesi, İstanbul’un geçmişini; tarih ve anı kitapları üzerinden şehrin mimarisini, insanlarını ve değişen yaşamlarını birlikte okumaya davet ediyor. Her ay seçilen farklı bir eser üzerinden İstanbul’un tarihsel ve toplumsal dönüşümünü ele alıyor, metinlerin bize bıraktığı izleri birlikte tartışıyoruz. Şehrin hafızasını okumak ve İstanbul’a farklı bir gözle bakmak isteyen herkesi bu üç aylık yolculuğa bekliyoruz. 📅 20 Ekim, 24 Kasım, 22 Aralık 2026 | 19.30–21.30 📍 Narmanlı Apartmanı #isbirligi
Yazıhane

Abdülmecid Efendi Köşkü’ndeki sergileri gezerken fark etmişsinizdir; eserlerin altında hiçbir açıklama yazmıyor. Birçok kişi bundan şikâyetçi ama bence bu hâliyle çok kıymetli: çünkü bizi hazır cevaplardan uzaklaştırıp düşünmeye davet ediyor. Bir eserin karşısında durup “Bu…

David Naves is the Head of Press and Cultural Affairs Section of the Consulate General of the Netherlands in Istanbul. This interview with Mr. Naves aims at providing an alternative perspective to the culture & arts in Istanbul; from the perspective of a person who…

Bu hafta gündemimizde pandemi sırasında tasarlanmış ve bir sanat atölyesi bünyesinde başarıyla hayata geçmiş bir kitap kulübü var: 1Kitap1Mekan’ın kurucusu Duygu Özdemir’in moderatörlüğünü yaptığı Narmanlı Sanat – Kitap Kulübü. Banu Demir Yaşadığımız pandemi bazı…

Sol: Manuel Tzoc, Siyah Beyaz Sandalye, Video Performans, 8'41', 2017-2020 Sağ: Alev Ersan, Ürperti (Frisson), Stop Motion Animasyon ve Metin (Kâğıt Üzerine Kurşun Kalem, 1'08', 2021 Through The Window, Türkiyeli ve Hollandalı queer sanatçıları çevrimiçi sergiler ve…

Zilberman İstanbul, Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda ana sergi ve proje alanında Genç Yeni Farklı 11 (GYF 11) sergisine 6 Temmuz – 13 Ağustos 2022 tarihleri arasında ev sahipliği yapmıştır. Sergiye genç sanatçıların işleri açık çağrı yoluyla kabul edilmiştir. Başvuruların…

Mark Fisher, 21.yüzyıl pop müziğini bir “party hauntology”[1] olarak tanımlar. İngilizce’de “haunt”kelimesi ‘musallat olmaya’ karşılık gelir; özellikle hayaletler ve/ya ruhlar için kullanılır. Bu haliyle geçmiş ve kayıplarla doğrudan bir ilişkisi vardır. Jacques Derrida ise,…

Kiralık Depo, Defne Cemal ve Amerikalı sanatçı Zek Hodges tarafından geçtiğimiz Kasım ayında İstanbul Cihangir'de hayata geçirilen 12 metrekarelik küçük bir sergi odası. Açılışı Cemal ve Hodges’in Birdz and Cars isimli ikili sergisiyle gerçekleşen bu mütevazi mekân,…

Servet Kocyigit (b. 1971, Kaman, Turkey). He studied at the Gerrit Rietveld Academy in Amsterdam and currently lives and works in Amsterdam. He participated in the artist residency programs: “International Artists Residency Program” Istanbul Modern Museum (2019), JoBurg Now,…

Yurt içinden ve yurt dışından sanatçılarla çalışan ve kısa sürede İstanbul’daki en önemli çağdaş sergi mekânlarından biri olan Anna Laudel Galeri, 26 Nisan – 10 Haziran 2022 tarihleri arasında Serkan Küçüközcü’nün “Sınır-sız Devinim” adlı kişisel sergisine ev sahipliği…